ADOT is a non-profit organization with a vision to promote the Turkish heritage, history, culture, art, business, job and political alliance and help the Turkish-American community adapt to life in the United States, and to defend the civil rights of Turks against defamation during their life in America.
Bu organizasyon; 25'e yakın Türk akademisyen, mühendis, doktor ve işadamlarının biraraya gelmesiyle kurulmustur. Bu organizasyonun amacı Amerikada yaşayan tüm Türklerin ve Türk dostlarının arasında iletişim ağını kurarak Amerikadaki ve dünyadaki tüm Türk ve Türk dostu dernekler ve organizasyonlar arasında ki dayanışmayı ve işbirliğini sağlamaktır. "Dünya üzerindeki tüm Türkleri Türk düşmanlığına karşı mücadele etmek ve tek bir güç olmak için bu organizasyon çatısı altında toplanmaya veya işbirliğine ve en önemlisi gelecek nesillerimizin güvenliği için göreve cağırıyoruz. Türk düşmanlığıyla mücadele etmek her Türk'ün görevidir"| Orta Asya’da Yeni Döneme Doğru |
|
Orta Asya’da Yeni Döneme Doğru Orta Asya, büyük jeopolitik planların uygulamaya geçirilmesi için yeni bir mekan olarak görülmeye başlandı. Türk Basının “sessizce” takip etmeyi tercih ettiği bölgeden son günlerde gelen haberler, yıllarca Türkiye tarafından da desteklenen ve varlıkları kimseyi rahatsız etmeyen Orta Asyalı diktatörlerin yakın zamanda iktidarlarını kaybedeceklerini işaret ediyor. Ukraynada Batı yanlısı Viktor Yuşçenko iktidara getirildiğinde artık sıranın Orta Asya’da olduğu ABD’li yetkililer tarafından dile getirilmişti. Ancak bu bölgede iktidar değişikliklerinde kullanılacak yöntemlerin Ukrayna ve Gürcistan’daki yöntemlere ne kadar benzeyeceği konusunda kimse bir açıklama yapmadı.
Orta Asya’da beklenen devrimlerin asıl tedirgin edici tarafı da “yöntem” sorunuyla ilgili. Gürcistan ve Ukrayna’da kısmi bir hareket özgürlüğüne sahip olan ve demokratik siyasi örgütlenmeler etrafında kümelenen kitleler, devrim koşullarını barışçı yöntemlerle oluşturmuşlardı. Düzenlenen mitingler, dağıtılan güller, konserler..v.s. bu devrimlerde siyasal değişimlerin yumuşak, ılımlı bir geçişle sağlanmasının arzu edildiğini gösteriyordu. Batılı STÖ’ler tarafından örgütlenen kitleler, bir anda büyük bir muhalefet gücü oluşturacak düzeye erişmişlerdi. Her iki devrim de esasında Rusya’nın bölgedeki jeopolitik üstünlüğünü yok etmeye yönelikti ve iktidardaki değişimlerle bu kısmen başarılmış oldu. Ancak Rusya’nın Orta Asya’da sürdürdüğü üstünlüğün de yok edilmesi gerektiği, bunun başarılamaması durumunda, Ukrayna ve Gürcistan’daki değişimin pek fazla anlam ifade etmeyeceği bilinmekteydi. Bu yüzden bugün Orta Asya, kadife devrimlerle iktidarların değişeceği günleri beklemeye başladı. Ancak bu bölgede devrimlerin iç savaşları doğuracak kadar sancılı bir sürecin sonucunda gerçekleşeceği ifade ediliyor. Devrimci muhalefetin bu ülkelerdeki örgütlenme yöntemleri de, Orta Asya’da iktidarlarını kaybetmek istemeyen liderlere karşı, gerektiğinde şiddetli bir muhalefet yürütüleceğini göstermektedir. Tek parti, tek lider, tek meşru siyasi hareketin bulunduğu Türkmenistan ve Özbekistan gibi ülkelerde toplumsal tahammülün yeterince zorlandığı ve bütün toplumsal kesimlerde oluşan memnuniyetsizliğin bu ülkelerdeki devrimci hareketleri destekleyenler tarafından özel olarak değerlendirileceği anlaşılmaktadır. Bugün Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Kazakistan’da SSCB’nin dağıldığı günden beri iktidarları ellerinde bulunduran yöneticilerin, kendi vatandaşlarını memnun edecek kadar icraatta bulunamadıklarını, Sovyet döneminden kalma bir çok problemin bile henüz çözülemediği bilinmektedir. Orta Asya’da Batının müdahalesi Ukrayna ve Gürcistan’da olduğu gibi yine iktidarların kendisi tarafından meşrulaştırılmıştır. Bu bölgede başlatılacak bir demokratikleşme dalgası bugün pek az ülke tarafından açık hoşnutsuzlukla karşılanacaktır. Orta Asya topraklarında yaşayan toplumların 1991 den beri hala demokrasi, özgürlük, eşitlik gibi haklardan mahrum olduklarını kimse inkar etmemektedir. Balkanlar, Kafkasya, Karadeniz, Ortadoğu ve Orta Asya söz konusu olduğunda genel olarak Batılı ülkelerin ortak paydalarda buluştukları bilinmektedir. Ukrayna’da Yuşçenko, ABD’den aldığı kadar AB’den ve AB’ye bağlı organizasyonlardan da destek alarak iktidarı ele geçirdi. Aynı şey Gürcistan’da da karşımıza çıktı. Özellikle Fransa’nın Saakaşvili’ye sağladığı açık destek ABD desteğinden daha az değildi. Bugün Orta Asya yeni ihtilallere hazırlanırken de ABD ve AB’nin ortak hareket etmeye devam ettiğini görmekteyiz. İnsan hakları, muhalefetin seçim çalışmaları gibi sorunlar Avrupalı kuruluşlar tarafından sürekli gündeme getirilmekte, Orta Asyalı yöneticiler sert eleştirilere maruz kalmaktadırlar. Kırgızistan’da parlamento seçimlerinden önce yürütülen kampanya dönemi boyunca güvenlik birimleri muhalif hareketlere baskı yapmak için yoğun bir mesai harcadı. Human Rights Watch da 14 Şubat günü Kırgızistan Cumhurbaşkanına muhalefete karşı takındığı tavır yüzündren sert eleştirilere yer verilen bir açık mektup yazdı. Mektupta, 1990’lı yıllarda Kırgızistanın Ankara büyükelçiliğini yapmış ve sonradan siyasi kariyer arayışına girmiş Medatkan Şerimkulov dahil bir çok kişinin seçimlerde aday yapılmaması sert bir dille eleştirilmiş ve muhalefete karşı takınılan tutumun derhal sona erdirilmesi istenmiştir. Bölgedeki yeni muhalefet hareketinin niteliğine, bağlantılarına ve söylemlerine göz atmak bile bu hareketlerin, diğer bölgelerdeki hareketlerle benzerliğinden çok farklılık arz ettiğini göstermeye yetecektir. Kırgızistan’da muhalefete karşı, güvenlik ve istihbarat birimleri Ukrayna’dakinden daha farklı olarak muhalefeti sindirmek için bir çok tedbire başvurdu. Muhalif adayların seçimlere katılmalarını engelleyebilmek için, Atayurt Partisi lideri Rosa Otanbayeva gibi kişilerin adaylıkları çeşitli bahanelerle kabul edilmedi. Tacikistanda ise muhalefete karşı yürütülen savaş daha açık ve baskıcı yöntemlerle devam ediyor. Cumhurbaşkanı İmamali Rahmanovu iktidara getiren kişi olarak bilinen eski dışişleri bakanı Yakub Selimov, muhalif siyasetçi Şemseddin Şemseddinov, Mollakasım gibi isimler ülke içi muhalefetin temsilcileri olarak hapisle cezalandırılmışlardır. Hükümet darbesine teşebbüs ettikleri iddiasıyla bir çok entelektüel, işadamı, siyasetçi göz altına alınmakta, hapse atılmaktadır. Bu insanların tutuklanmaları için Rusya’nın büyük destek verdiği bilinmektedir. Muhalif yayınlar yapan gazetelerin yayın yapmaları yasaklanmış, yasağı delmek isteyen gazetelere kapatma cezası verilmiştir. Tacikistanda fiili olarak muhalefet sergileyebilecek kişi ve grupların neredeyse tümü çeşitli gerekçelerle etkisiz hale getirildi. 27 Şubatta Kırgızistan ve Tacikistan’da aynı gün parlamento seçimleri gerçekleşti. Kırgızistan muhalefeti Ukrayna’daki senaryoyu aynen uygulamaya koymak için gayret sarf ediyor. Atayurt Partisinin Lideri Rosa Otanbayeva seçimlerin meşru olmadığını ve sonuçlara itiraz edeceklerini ilan etti. Önümüzdeki günlerde Kırgızistan’da kitlesel hareketlerin ve itirazların başlayacağını tahmin etmek güç olmasa gerek. Tacikistan için böyle bir ihtimal şimdilik geçerli değil. Özbekistan gibi burada da muhalefet henüz dışarıdan destek alacak kadar “demokratik” görünüme sahip değil. Orta Asya’da muhalif hareketin farklı yöntemler kullanacağı en çok Kazakistan muhalefetinin uygulamaya hazırlandığı yöntemlerden belli olmaktadır. 29 Ocakta Kazakistan muhalefeti, bütün yöntemleri kullanarak Nazarbayev yönetimine karşı mücadele edeceğini açıkladı. Daha doğrusu “nefret ettiğimiz bu rejime karşı bütün yöntemleri kullanmaya hazırız” gibi açık bir mesaj verildi iktidara. Kazakistan muhalefetinin örgütlenme biçimi bu tehditlerin asılsız olmadığını gösteriyor. Eski bakanlardan olan ve geçen dönem hapse girmekten zor kurtulan Muhtar Abelyazov Kazakistan demokratik cephesinin öncülüğünü yapıyor. Kazakistan’ın genç oligarklarından olan Abelyazov kendisi için yeni misyon olarak Kazakistan’ın demokratikleşmesini seçmiş. Hapisten kurtulduktan sonra Moskova’ya yerleşen Muhtar Abelyazov bugünlerde Kazakistan muhalefetine finansal ve organizasyonel destek sağlamak için çalışmalara başladı. Ukrayna’daki “Otpor” Sırbistan’daki “Pora” adlı muhalif örgütlerle benzer özellikler taşıyan bir örgüt kurdu Abelyazov. Örgütün adı “Kahar”. “Kazakistan İçin Demokratik Tercih” adlı partinin çatısı altında örgütlenen “Kahar” Kazakistan’da önümüzdeki günlerde yaşanacak gelişmelerde önemli rol oynamaya aday görünüyor. Ukrayna ve Gürcistan’dan “uzman” desteği alan örgüt için Abelyazov yedi milyon dolarlık bir bütçe ayırmış. Hareketin çekirdeğini oluşturan dört bölüm var. Ajitatörler, hukuk savaşçıları, siyasi PR ekibi ve çatışma grupları bunlar. Ajitatörler , ülke çapında mitingler düzenlemek, muhalif yayınların ülke içerisinde yayılmasını sağlamaktan sorumlu. Bu ekibin eğitilmesi için Ukrayna’daki muhalefet örgütleyicilerinden iki kişilik bir uzman heyeti Kazakistan’a geldi. Hukuk mücadelesi de yine ülke çapında yürütülüyor ve hukukçular güvenlik güçlerinin muhaliflere karşı sergilediği tutumları tespit etmek, hak ihlallerini adli mercilere intikal ettirmekten sorumlular. Ancak bu gruplar arasında en ilginç olanı, provokatif eylemlerden sorumlu olan ekipler.Bu ekipler sportmen gençlerden oluşuyor ve mitinglerin sonuç vermemesi durumunda, güvenlik güçleriyle çatışmaların yaratılması için çalışmalar yapmaktan sorumlular. Ukrayna’daki benzerinden Kazak muhalefetini ayıran yönü de, iktidar değişimini sağlamak için gerekirse çatışmadan kaçınmayacak olması. Nazarbayev ise muhalefete karşı önce kızı Dariga’yı kendi yerine getirmeyi düşünerek tedbir aldı. Ancak Orta Asya’da kadın bir cumhurbaşkanı, siyasi gelenek ve teamüller göz önüne alındığında gerçekçi bir seçim olarak görülmüyor. Muhtemel alternatif aday olarak şimdiki dış işleri Bakanı Kasımcomart Tokayev gösteriliyor. Tokayevin Rusyada Putinin iktidara gelmesinde uygulanan yöntemle Nazarbayev’in yerine geçeceği belirtiliyor. Tokayev’in diplomasi tecrübesi ve özellikle Batılı yetkililerle kurduğu iyi ilişkiler sayesinde Batının da bu ismin iktidara gelmesine ses çıkarmayacağı ve bunu kazanım olarak göreceği anlaşılıyor. Bunun tam tersi bir senaryo Özbekistan için söz konusu.. Burada da bir dışişleri bakanı var karşımızda. Sadık Safayev. Kısa bir süre öncesine kadar dış işleri bakanlığı koltuğunda oturan Safayev, Rusya ile ilişkileri zayıflattığı ve muhalif harekete destek verebileceği iddiasıyla bu görevden alınarak Özbekistan Parlamentosunun uluslar arası ilişkilerinden sorumlu kılındı. Özbekistan siyasi hayatı için önemli bir isim olan Safayev’in bakanlıktan azledilmesi ve Kerimov’un iradesiyle görevlerinden alınan diğer siyasiler ve bürokratların tasfiyesi Özbekistan’da potansiyel muhalefetin etkisizleştirilmesinin adımlarını oluşturuyor. Özbekistanda toplumsal gösteriler ve muhalif örgütlenmeler yasak olduğundan Kazakistan ve Kırgızistanda muhtemel olan kitlesel gösterilerin bu ülkede iktidarı tehdit etmesi mümkün gözükmüyor. Ülkenin en etkin muhalif kanadını İslamcı akımlar oluşturuyor. Ancak bu kesimler de Hizbüt-tahrir ve Taliban bağlantıları gerekçe gösterilerek Batı tarafından desteklenmiyor. Bu şimdilik da Kerimov yönetimini doğrudan tehdit edecek hiçbir gücün olmadığını gösteriyor. Ancak görünüşte böyle olmasına rağmen, Özbekistan’da bir iç savaş tehlikesinin var olduğu da gözden kaçmıyor. Türkmenistan’da da Özbekistan’dakine benzer bir durum var. Burada da iktidar karşıtı bütün hareketler yasak ve gösteriler yoluyla iktidarın değiştirilmesi mümkün değil. Bu ülkede iktidarın değişimine yönelik bir hareketin ancak yönetici elit içerisinden etkili bir grubun Türkmenbaşı aleyhine, gizli muhalefetle işbirliği yapması durumunda gelişebileceği düşünülüyor. Türkmenbaşının kendisini ebedi lider ilan etmiş olması ülke içi siyasi oyunlarda yer alma niyetinde olan isimlerin önünü zaten kesmiş durumda. Batı desteğini arkasına alacak bazı isimlerin Türkmenbaşı’na karşı bayrak açabileceği ve sahne önünde siyasi mücadeleye girişebileceği bekleniyor. Rusya, Orta Asya’da kendi tarafını tutan iktidarların başkalarının eline geçmemesi için az da olsa gayret sarf edecek. Rusya’nın bütün imparatorluk emelleri, Orta Asya’yı da kaybettiği taktirde suya düşmüş olacak çünkü. Özellikle Kazakistan gibi Rusya’yla ilişkilerini hiçbir dönemde askıya almamış bir ülkeyi kaybetmek Rusya için geri dönülmez bir kayıp olacaktır. Ancak Türkiye için uzunca bir dönemdir Orta Asya’da neyin kayıp neyin ise kazanç olduğu neredeyse unutulmuş durumdadır. Eskilerin Türkiye için ne anlama geldiği, yenilerin Türkiye için gerçekten bir anlam ifade edip etmediği bile meçhul durumda. Birkaç haftadır Orta Asya’da tansiyon sürekli yükselirken, Türk medyasının bölgedeki gelişmeleri görmezden gelmesi Türkiye’nin Orta Asya politikasının bundan sonraki dönemde nasıl şekilleneceği konusunda Türkiye’de yeterli bir strateji belirleyemediğini gösteriyor. Kaynak İbrahim Mecidoğlu |

